GÜNEY24.COM |KÖŞE YAZILARI|NAİL KADIRHAN
Sevgili dostlar; geçenlerde günümüzde en hoyratça her şeyi harcadığımız sosyal medyada tesadüfen bir paylaşıma denk geldim ve günlerdir beynimin içerisinde kira ödemeden ikamet ediyor.
Şöyle demişti o paylaşımda: “Benim seni sevmeyi bırakmayışım ve senin beni sevmeyi bir türlü beceremeyişin arasında hayatımı ne güzel mahvettik değil mi?” Gerçekten çok ağır değil mi?Maalesef son yıllarda ve özellikle pandemi ile birlikte sosyal medyayı bazen kaçış, bazen içimizdeki fırtınaları dile getirmek ve çoğu zaman da sadece zamanı değil; değerleri, dili, sevgiyi ve saygıyı katletmek için kullanmaktan kaçınmıyoruz.
Hani eskiler; o kimine göre eski kafalılık olarak tanımlanan ancak sevginin, saygının ve insani değerlerin ilmek ilmek işlendiği, efsane ve hikâyelerin, sohbetlerin yapıldığı o zamanlar öldü, geri kalan da can çekişiyor.Çağ yeni bir çağ, teknoloji son sürat ilerliyor, dünya koca bir köy oldu bunların sayesinde ama velakin o koca köy, eskilerin gaz lambalı eski köylerini de öldürdü/yaşatmıyor. Biz bu çağda ne o eski köylü kalabildik ne de bu kocaman yeni köye, yani şehirli olabildik.
Sevgiler sahte, saygılar ya paraya ya makama veya “acaba bir çıkarım nasıl olabilir?” diye kendimize kullanacağımız mevkiye… Bu çerçevede elde ettiğimizde güç zehirlenmesi yaşadığımız, zaman denilen ancak Araf’ta kalan kişiler olduk.
Çok mu iyi oldu? Hayır. Çok ağır bir söylem olan “seni seviyorum”, hiç tanımadığın birine âdet yerini bulsun diye söylenen “çok yaşa”ya eşdeğer oldu.Bunu yapan dostlar, lütfen silkinin ve kendinize gelin; yoksa yarın selam verecek birini bile bulamayacaksınız. Geriye kalan bir avuç güzel insan, atlara değil de (çünkü at kalmadı) atların yerine geçen arabalara binerek gidecekler.
Sonra mı? Kısa ve net: Ah… vah… para etmeyecek ve iş işten çoktan geçmiş olacak. Hisseden bir robot ve makineden bir farkımız kalmayacak.
Sevgiyle kalın…
G24/Köşe Yazıları